Neredeyse 1 hafta olacakmış yazmayalı kiiii hadi artık yazayım dedim. Siz olmayan okuyucularımız da bizi çok merak etmişsinizdir eminim :)
Bu blogu kurarken biz iki servis arkadaşı önce "trafik" daha sonra "metrobüs" ve en son olarak da İstanbul'da "PLAZA KADINI" olmanın çilesi üzerine bir blog olmasını düşünmüştük. Metrobüsten ve trafikten giriş yaptık. Şimdi gelelim bu plaza kadını meselesine.
Kadın diyince benim aklıma annem ve annem yaşındakiler geliyor. Nedense kendimi hala "çocuk" ya da "genç kız" statüsünden çıkmış gibi hissetmiyorum. Gelin görün ki topuklu ayakkabılarım aynı şeyi söylemiyor!
Bazı akşamlar o laneeeettt ayakkabılarla takır tukur sesler çıkarıp sokağı inleterek eve yürürken, annesinin ayakkabılarını giymiş, annesinin kırmızı rujunu sürmüş (ki kırmızı ruj hiç sürmem) ve annesinin elbiselerini giyip de evcilik oynayan, anne rolü üstlenen bir kız çocuğu gibi hissediyorum. Bu sefer de ertesi gün sabahın köründe kalkıp işe gidecek olmam bana bunun gerçek olmadığını hatırlatıyor.
Plaza kadını olmak demek, o güzelim kot pantolonunuzdan, o çok rahat converselerinizden, rahat tişörtlerinizden, bol kazaklarınızdan vazgeçmek demek.
Plaza kadınları her sabah pür makyaj, ayaklarında topuklu ayakkabıları ve şık şıkıdım elbiseleri ile koskocaman parlak camlı binalara girerler. Öğlen yemeklerinde onları kalabalık kadın grupları ile görebilirsiniz. Bir de bizim gibi çakma plaza kadınları vardır. O gerçek plaza kadınlarının arasında daha normal görünürler. Yani topuklu ayakkabılarını yine giyerler ama haftanın 2 günü. Geri kalan günlerde babetlerinden vazgeçmezler. Ya da düz taban çizmelerinden. Şık giyinirler ama rahatlıklarını da düşünürler. Şık olmak uğruna manken edasıyla dolaşmazlar. Makyajları çoğunlukla bir göz kalemi bir rimelden ibaret olur. Çünkü daha fazla makyaj yapmak için lazım olan 15 dakikayı uykuya harcamayı tercih ederler.
Her iki grubun ortak özelliği ise, trafikte hepsinin aynı olmasıdır. Hepsi sıkıntıdan patlamak üzeredir ve her gün çektikleri trafik çilesine lanet etmektedirler.
İşte bu noktada devreye metrobüsten başka bir taşıt girer:
SERVİS!
Bu da başka bir yazının, hatta bir çok yazının konusu. Servis maceraları da metrobüs maceraları gibidir. Anlat anlat bitmez. Hele ki servisiniz bizimki gibi çok renkli ve çok sesliyse!
Yazan: 34A
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder