Merhaba henüz olmayan okuyucularımız. Bu ilk yazımı sizlere taze taze metrobüs sinirimle yazıyorum. İstanbullular bilirler ve hissederler; İstanbul bir aşktır. Onu hem delice sever ve özler ama aynı zamanda bitmek bilmeyen çilesinden, her gün artan kalabalığından, gürültüsünden nefret edersiniz. İşte metrobüs de böyledir. Onu çok seversiniz, çok ihtiyaç duyarsınız. Hayatınızı kolaylaştırır. Gelin görün ki metrobüs tam bir işkencedir! Nefes alacak yer yoktur, yol çok uzundur, tuhaf tuhaf insanlar barındırır içinde; nefret edersiniz. Ertesi gün tekrar bineceğinizi bile bile hem de...
İşte biz iki kadın, iki iş arkadaşı, iki servis arkadaşı, aynı zamanda da iki metrobüs kullanıcısı olarak yıllardır biriktirdiğimiz "Metrobüse nasıl binilir?" taktiklerimizi paylaşmaya karar verdik.
Burada "metrobüs" aslında bir semboldür. Otobüs olsun, servis olsun, her türlü toplu taşıma aracından, yaşadıklarımızdan, iş hayatından, plaza hayatından, kendi hayatlarımızdan bahsedicez sizlere. Beraber kızıp beraber küfredelim belki rahatlarız dedik. Sonra başımızdan geçen saçmalıkları anlatalım gülelim istedik.
O zaman var mısınız bu blogla birlikte bir metrobüs macerasına?
Atlayın hadi. Aman dikkat edin de kapıyı denk getirin yoksa ayakta kalırsınız.
Yazan: 34A
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder